22 Nisan 2010 Perşembe
Aşk
Yeri geldiğinde tüm kahrımı çeken, yeri geldiğinde tüm ağırlığımı taşıyan, yeri geldiğinde elim ayağım olan, her aradığımda yanımda bulduğum, tüm açıklığımla kendimi ifade edebildiğim, düşündüğüm herşeyi onun da düşündüğünü bildiğim, gördüğüm, yaşadığım.. Sevdiğim bir insan olması hayatımda, bu insanın hem ev arkadaşım, hem can yoldaşım, hem yarim, hem canım, hem kocam olması.. Şanslı mıyım neyim?
15 Mart 2010 Pazartesi
michael

Çok zaman geçmiş buraya bir şeyler karalamayalı. Bir yandan sebebi nedir diye düşünüyorum, diğer yandan geçmişte bırakıp kaybettiğim zamanı yazarak geri getirebilir miyim gibi düşünce balonları oluşturuyorum kıvırcık kafamın üstünde. Ben burada değilken sevgili karım da benden destek gelmediğini görüp haklı olarak kendi mekanına yatırım yapıp buraları boş bıraktı, olan bloga, bir de benim çok çabuk unuttuğum için kaybolmaya yüz tutmuş hatıralarıma oldu sanki.
Zaman kaybolur mu, yoksa bir gün bir şekilde kendisine geri dönebilir miyiz lostieler ya da dr. emmett brown gibi bilemiyorum. Dönme şansım olsa da olayların gidişatını değiştirmezdim herhalde, yaşanmış tecrübeler aslında bizleri şekillendirip, bizi biz haline getiren. O yüzden hatırlamaya çalışmak yeterli benim için. Bazen bir görüntü, bazen bir ses ama en çok da kokular hatırlatır bana "o" anı.
Geçmiş zaman içinde en önemli olanlar, artık düzeltilemeyecek durumlar, birinci sırada da ölüm tabii ki. Geri geri yüzdüğü için moonwalk yaptığını düşündüğümüz ve bu yüzden adını merhum michael jackson şarkıcısından alan michael ve çok daha önce buralardan göçüp giden jackson ikilisinden michael olanı benimle birlikte Kurtuluş'taki fanusumuzdan Anadolu Yakası'ndaki 3+1 evimize dikey geçiş yaptıktan sonra kendisine sağ üstteki kendinden filtreli, otomatik ısıtmalı, fanusa göre oldukça büyük olan akvaryumu satın almıştık. Hatta rahat rahat takılsın diye başka balık da almadık yanına, ama ne oldu, alışkanlıkların değişmesi iyi etkilemiyor canlıları, iki ay kadar yaşadı bizimle, takıldı gönlünce bir sağa bir sola büyük konforlu akvaryumda, sonra bir gün bıraktı gitti bizi.
Gidişine çok üzüldük ama gittikten sonra buralara çiziktirmekten başka bir şey gelmiyor elden, bundan sonraki balıklarımız ve akvaryumumuzda yaşayan sümüklü böcek gibi diğer canlılarla duygusal bağlar kurmamaya karar verdik. Duygularını karar vererek yaşayan insanlar değiliz ama aradan geçen bir kaç aylık süreçten sonra tekrar 4 tane balık aldık (mavi,benek ve chopin) ve bir tanesi daha adını koymaya fırsat bulamadan hemen gidiverdi. Bu sefer eskisi kadar üzülmedik, ya da üzüldük ama bu alışkın olduğumuz bir duygu olduğundan bünyelerimizde yarattığı etki eskisi kadar sarsıcı olmadı.
Sevgili michael'ı üsküdar'dan motor iskelesinden uğurladık, sarı bedeni lacivert suya karıştı, derinlere indi, en sonunda gözden yitip gitti.
Belki bir gün Beşiktaş'ta karşılaşırız kendisiyle,
Yolun açık olsun mayki.
26 Ekim 2009 Pazartesi
boğazda yumru
eskiden annem salonun ortasında eline bir bıçak alır, tersiyle halıyı kesiyormuş gibi yapardı. halıda çarpılar çizerdi yalandan. sonra sor derdi ne kesiyorsun diye. sorardım "ne kesiyorsun?", "göz edenlerin gözünü kesiyorum." ("kes gitsin de" derdi..) "kes gitsin". ve sonra tekrar, "ne kesiyorsun?", "göz edenlerin gözünü kesiyorum", "kes gitsin". sürer giderdi, bıkana kadar ikimizden biri. aile üzerindeki gözleri, nazarları savuştururduk böylece. inanır mıydım bilmiyorum. oyunu hoşuma giderdi. annemin inanıyor görünmesi de hoşuma giderdi sanırım.
neden şu sıralar annemi düşününce içim lime lime doğranıyor acaba? çevremdeki insanların ebeveynleri vefat ediyor ara ara. tesellisi olmayan bir durum. her defasında benim başıma gelirse naparım diye endişeleniyorum. ve bazen, en çok da şu sıralar, yaşayabileceklerimizin hiçbirini yaşamadan bırakıp giderlerse bizi diye boğazımı düğümlüyorum. artık görme, birlikte vakit geçirme imkanımız varken bunu asla ertelemeyeceğim diyorum kendime. sonradan pişman olurum diyorum. hiçbirşey daha kıymetli değil diyorum. ama birlikte geçirilen zamanların da tadını alamıyorum. bir garip muamma bu aile ilişkileri, çözebilen beri gelsin, beni de aydınlatsın.
neyse, iç karartmıyım şimdi. anı yakalamamız lazım di mi? geçmiş, gelecek hepsi yalan dolan, önemli olan şu an. tekrarı olmayan bu an işte.
bazen de kıskanıyorum, annemin benim boşluğumu başkalarıyla doldurma ihtimalini.. bu anne sevgisi ne acaip ya! insan annesini mi daha çok sever çocuğunu mu diye sordu bir arkadaş geçen gün. bilmiyorum valla, ben annemi seviyorum. annem beni, anneannem annemi. ben anneannemi. sevgi kelebeğiyiz belki de. sevmek güzel be. anneannem o gün ziyaretine gittiğimizde ayrılırken "yaşıycam, sizler için yaşıycam" dedi. insan ne hissedeceğini şaşırıyor, benimse anında gözlerim doluyor. ona birşey olacak diye ödüm kopuyor. olumlu düşün olumlu olsun di mi? di..
neden şu sıralar annemi düşününce içim lime lime doğranıyor acaba? çevremdeki insanların ebeveynleri vefat ediyor ara ara. tesellisi olmayan bir durum. her defasında benim başıma gelirse naparım diye endişeleniyorum. ve bazen, en çok da şu sıralar, yaşayabileceklerimizin hiçbirini yaşamadan bırakıp giderlerse bizi diye boğazımı düğümlüyorum. artık görme, birlikte vakit geçirme imkanımız varken bunu asla ertelemeyeceğim diyorum kendime. sonradan pişman olurum diyorum. hiçbirşey daha kıymetli değil diyorum. ama birlikte geçirilen zamanların da tadını alamıyorum. bir garip muamma bu aile ilişkileri, çözebilen beri gelsin, beni de aydınlatsın.
neyse, iç karartmıyım şimdi. anı yakalamamız lazım di mi? geçmiş, gelecek hepsi yalan dolan, önemli olan şu an. tekrarı olmayan bu an işte.
bazen de kıskanıyorum, annemin benim boşluğumu başkalarıyla doldurma ihtimalini.. bu anne sevgisi ne acaip ya! insan annesini mi daha çok sever çocuğunu mu diye sordu bir arkadaş geçen gün. bilmiyorum valla, ben annemi seviyorum. annem beni, anneannem annemi. ben anneannemi. sevgi kelebeğiyiz belki de. sevmek güzel be. anneannem o gün ziyaretine gittiğimizde ayrılırken "yaşıycam, sizler için yaşıycam" dedi. insan ne hissedeceğini şaşırıyor, benimse anında gözlerim doluyor. ona birşey olacak diye ödüm kopuyor. olumlu düşün olumlu olsun di mi? di..
19 Ekim 2009 Pazartesi
azar coşar deli gönül bu gözler ah neler görür..

Bugün eve gelirken benimle birlikte otobüs ve minibüs duraklarına doğru yürüyen insanlara baktım. Onları izlemeye başladığımda durduğumu hissettim. O kadar aynıydık ki göreceli olarak baktığımda hareket etmiyordum. Hepimiz aynı hızda, aynı büyük adımlarla, aynı odağa kitlenmiş olarak hareket ediyorduk. Bağıl hız denen şey işte, durduğumu sandım.
Aslında herkes kendini biricik sanıyor. Gerçekten de biricik tabii. Ama pek çok açıdan da aynıyız. Sabah serviste giderken yoldaki arabalara baktığımda da bunu düşünüyorum, akşam eve dönerken etrafıma bakındığımda da. Benzer hayatları farklı koşullarda yaşayan insanlarız biz. Bu şehirde veya dünyanın öbür ucunda. Hiç farketmez. Biyolojik ortaklığımız bizi birleştiriyor. Aynılaştırıyor.
Kimi insan ise kendini ayrı sanıyor. Ben onlar gibi düzenli bir hayat sürmüyorum diyor misal. Oysa ki düzensizliğinde bile bir düzen olduğunun farkına varamayacak kadar kör.
Benim aklıma gelen bir düşünce kim bilir kaç milyon insanın daha aklından geçti şimdiye kadar. Benim küçük hesaplarımı kimler yapmadı ki daha önce. Ve sonrasında da yapacak elbet. Dönüp dolaşıp aynı şeyleri mi yaşıyoruz biz? Daha önce yaşanmış bir hayat mı bu benimkisi acaba? Yoksa sıfır kilometre ve ilk yaşayan ben miyim bunu? Arabanın ikinci eli düşüncesine bile yeni yeni ikna olmuşken hayatımın ikinci el olduğu düşüncesine ne kadar olumlu bir tepki verebilirim inanın bilmiyorum. Öğrenmek de istemiyorum.
16 Ekim 2009 Cuma
Ah o gemide ben de olsaydım!

Bu hafta itibariyle bizim gemi yine arızaya gitti. Bu sefer adres Corsica. Eğitim de iptal yine yeniden. Cezalı biletleri, ertelenmeye çalışan sigortaları, elde kalan harçları ne kadar daha çevirebileceğiz merak ediyorum. İşin güzel yanı gitmemi istemeyen sevgilimin yanında kalıyorum yine. Yani gitmek zaten zor her koşulda. Belki bir gün beraber gider, ah o gemide ben de olsaydımı söylemek zorunda kalmayız.
13 Eylül 2009 Pazar
geç oldu güç olmadı..

bisiklet kariyerim başlar başlamaz son buldu. ne güzel bu haftasonu sarapci ailesiyle sahilde bisiklete binecektik. yağmur yağdı diye olsa gerek hiç sesleri çıkmadı. organizasyon da yapmadılar. oysa bu sabah mesela yağmur yok gibiydi. gerçi benim 2de çalışmam vardı ama olsun. kışın zor zaten bisiklet meselesi. neden yazın sonunda öğrendim şu mereti sanki? biraz daha erken öğrenseydim de azıcık kullansaydım fena mı olurdu :(
umarım gelecek yaza kadar unutmam. şuraya not edeyim de nasıl kullandığımı unutmayayım. kalkış en zor kısmı. kalkar kalkmaz ilk çevirmeleri hızlı yapman gerekiyor ki dengeyi bulabilesin. kalktıktan sonrası nispeten daha kolay. tek kritik şey yavaşlamamak. durmaya çalışınca dengeni kaybetmen an meselesi oluyor. o yüzden de hızını ortalama hızda tutmakta fayda var. tabii el sürekli frende olacak, her an önüne başka bir bisiklet, yaya, araba, at, köpek,vs çıkabilir. zıbırt diye uçmamak için hem ön hem arka frenleri birlikte sıkmakta fayda var. ve en önemlisi, salakça bence ama, düşmek üzere olduğun tarafa direksiyon kırarak düşmekten yırtıyorsun. bu gerçekten çok mantıksız geliyor ama maalesef böyle. bunu da becerebilince bacağa kuvvet, pedalı çevire çevire gidebilirsin artık.
yürü ya kulum..
çok eğlenceli ve yorucu bir olay bisiklet. bisikletle dünya turu falan yapıyor ya insanlar. bana çok mantıksız gelirdi, ne gerek var falan diye. şimdi daha mantıklı geliyor. benim de bisiklete atlayıp bir dolu yol gidesim var açıkçası. dura kalka, mola vere vere. neden olmasın? belki bir gün bisikletle avrupa turuna çıkarız beyimlen. ya da avrupada bisiklet turuna. ki bu daha mantıklı olurdu sanki..
havalar düzelir düzelmez bir ada turu daha yapalım da pekiştireyim. ekimde, kasımda, bir cumartesi olur heralde günlük güneşlik ha..
not: resimdeki walkin bike imiş, çok güzel. benim olsun. ama nasıl kullanılır bilemiyorum tabii.
ev işleri gönül işleri..
misafir gelmese evi temizleyeceğimiz yok. o yüzden sık sık alamasak da arada bir misafir gelmesi, evimizin çöp ev olmasını engellemek açısından faydalı oluyor. ilk kalabalık misafirlerimizi dün ağırladık. annemler. toplam yedi kişiydik. bizim için yedi kişi bayağı kalabalık demek. bunu anneme söyleyince annem gülüyor. tabii, yıllar içinde ne kalabalık misafirler ağırladı. ileride ben de dönüp kendime bakıp güleceğim muhakkak..
ana yemeğe pek güvenemediğim için yan yemekleri biraz abartmışım sanırım, abartmışız yani. menüyü ben oluşturdum gerçi ama ayheyt de, "dur ya, amma abartmışsın" demedi bana. yaptıkça yaptık. yoğurtlu havuç, semizotu, salata, patates salatası, zeytinyağlı patlıcan, şehriye çorbası, pilav, fırın köfte ve bilimum kahvaltılıklar. iftara misafir alınca ister istemez kahvaltıya da misafir almışsın gibi oluyor. çok abartmadık gerçi ama peynirdi, reçeldi.. eksik yoktu kanımca.
sabah 10da başlayan macera, gece 11de son buldu. sabah kalktığımda fena bir sırt ağrısı. en komiği de misafirle muhabbet bir yere kadar. üstelik onlar ailem olunca. yine tvye kitlendi tabii herkes. televizyon, üzerine konuşulabilecek ortak birşey yaratıyor. dizideki gerzek bir çocuktan, bir reklamdan veya bir yarışmadan muhabbet açma imkanı doğurabiliyor. öte yandan, çok derin sessizliklere de sebep olabiliyor.
annemin halleri enteresandı. mutfakta bulunduğu önerilere getirdiğim, eleştirme, çık mutfağımdan kadın tepkilerimi anlayışla karşılaması bir yana iki dakika sonra içeri gelip, "ama senin yanında olmak istiyorum, ağzımı açmıcam" demesi ve beş dakika sonra, "hobele, pilav yağsız görünüyor, tereyağın var mı, azıcık yağ tavlayalım üzerine" demesi.. sonra bilimum baza altı araştırmaları, seccadeydi, danteldi, o nerde bu nerde muhabbetleri.. annem alem kadın, canım benim..
huysuz abim sayesinde tam işler bitmiş, meyvamızı yemiştik ki, kalkıp gittiler. bizim evde geçirilen zamanı boşa geçirilmiş olarak gördüğünden olsa gerek bir an önce evine koşmak istedi. bizimkileri de peşinden sürükledi mecbur.. neyse, bir dahaki sefere artık..
hazır ev temizken birkaç misafir daha gelse fena olmayacak. bu haftaiçi iki akşam boş, o iki akşamdan birine bizim kızları falan çağırsam diyorum, bakalım. sonra ankara'ya gidicez. bayram dönüşüne kalacak, ev kirlenir, yine temizlikle geçer bir koca gün. ya da kadın tutarız artık, uğraş uğraş nereye kadar..
Kaydol:
Yorumlar (Atom)