düdüklü tencere ile yeni maceralara adım atıyoruz. yeni hedefimiz kuru fasulye yapmaktı, sonuç 8 tane hariç başarılı bir çalışma oldu. 8 tane fasulyecik bembeyaz kalmıştı. Diğerleri ise gayet gazman yapacak kıvamda pişmişlerdi.
Ne zaman düdüklüde bir yemek yapıyor olsak gözümün önünde bir patlama sahnesi oluyor. Düdüklü patlar, boooffffffffff, ve içindeki her neyse tavana, dolaplara, oraya buraya sıçrar, bir miktar da etrafındaki biz şahısların canını acıtır. Can acısından çok olayın gürültüsü ve dağınıklık şoka sokar bizi, kalakalırız.
Ben zaten korkak köfte, düdüklü pıs dese koşarak mutfaktan çıkıyorum. Patlasa heralde kadıköye ışınlarım kendimi.
Çok şükür şimdilik başımıza birşey gelmedi, 3 girişimimiz de başarılı sonuçlandı. Bundan sonrakilerde de bir aksilik çıkmayacağını umuyorum.
31 Ağustos 2009 Pazartesi
27 Ağustos 2009 Perşembe
akşamları için yaşamak..

bence böyle olmamalı. gün içinde akşam yapacağı şeyleri düşünerek yaşamamalı insan. tamam, işyerinde yaptığı şeylere prim vermiyor olabilir, işyerinde mutsuzluktan ölüyor olabilir, artık kimsenin yüzünü bile görmek istemiyor olabilir ama yine de akşam yaşayacağı 4-5 saatin hesabını yaparak hayata tutunmamalı.
akşam yapacağım şey ne olursa olsun beni heyecanlandırıyor. biriyle buluşacak olmak, çalışmaya gidecek olmak, eve dönecek ve evde vakit geçirecek olmak, sevgiliyle buluşacak olmak.. hepsi 8-5 zamanımdan daha kıymetli gözümde. ama bu anı değersizleştirmek işi iyice çekilmez kılıyor. ne olacak da burası çekilir ve çekici bir hale gelecek, bunu ise hiç bilemiyorum.
öte yandan akşamı yaşıyorsun bitiyor, saat 12yi vurduğunda kafanı yatağa koyuyorsun, sonra gözünü açıyorsun 6da. bu mudur yani? uykudan nasipleneceğim hepi topu bu altı saat midir? yetmesi gerekiyorsa eyvallah ama yetmiyor işte. her daim uykusu olan bir insana dönüştüm. ama neden?
esneye esneye iş yapmaya başlayayım bari.. hafta da bitiyor neyse ki, azcık kaldı..
26 Ağustos 2009 Çarşamba
araba sevdası*
Hiç araba özlemi duymadım ben. Bir arabaya hiç sevdalanmadım mahallenin renkli parlak kağıtlarda prototip resimleri biriktiren janti bebeleri gibi. 90'lar bittikten sonra araba dergileri almayı bırakıp masaüstüne duvar kağıdı olarak araba koyanlarla da aram çok iyi değildi. Akşamları yemekten sonra babaları tv karşısında uyuklarken kimseye çaktırmadan arabayı kaçıran yeni yetmeler gibi araba kullanmak için yanıp tutuştuğum da olmadı bu yaşıma kadar. Bir ara Turbo sakızlardan çıkan kağıtları biriktirdim, güzel güzel NFS oynadım, iyi çarpışan araba kullandım hepsi o. Annemle babamın da ben büyüyene kadar hiç arabası olmadı. Bunu belki de fazla kanıksadığımdan içimde araba sevgisi büyümedi, güdük kaldı.Ama işte dünyam değişti. Eski semtimin bir arabanın zor geçtiği sokaklarından uzaklaşıp, otoparkı olan ve tenha sokaklı yeni evimize taşınınca bana bir haller oldu. Bir iki haftadır içimdeki araba isteği had safhaya ulaştı. Devamlı etraftaki arabaları kesiyor, hepsini de beğeniyorum. Ford'un Fiesta'sı, VW'nin Polo'su, Honda'nın Jazz'ı, yine Ford'un Focus'u, yine Honda'nın Civic'i. Yılların toplu taşıma kullanıcısı, "ev almadan araba almak çok saçma yahu" cümlesinin savunucusu olarak kendime dahi şaşıyorum ama kısa sürüyor, insan dediğin kıçının keyfine düşkündür. Bir de karşıdan akşam gezmelerinden dönerken hadi karıcım metrobüse binelim diyebilmek zor kardeşim. Ben markaları ve modelleri biraz daha inceleyeyim. Fotoğraf makinesi almak için bir yıllık araştırma yaptığıma göre araba için de bir süre kapanmam gerekecek. Dizeli, benzinlisi, ikinci eli, hatasızı derken fazlaca mesai yapmak şart gibi. Özlü bir sözle de bitireyim:
"Ayağımızı yerden kessin yeter"
ps: bir de güvenli olsun, az yaksın, parkı kolay, bagajı dünyayı alan, bastık mı vınlayan, dur dedik mi donakalan, ikinci el olup da fazla kilometre yapmayanından arıyorum. evet araba, burayı okuyorsan seni arıyoruz, gel bize.
*Roman. Recaizade Mahmud Ekrem,1889
21 Ağustos 2009 Cuma
hastalıkta sevgili.. hastalıklı sevgili..
hasta olmak cidden etrafa çok zarar birşey bence.. hasta insan ve hasta insanın halleri beni hiçbir zaman cezbetmedi şimdiye kadar.
ama hasta olan ben olunca işin rengi değişiyor tabii. ilgi beklemek, sarılınmak, iyileştirilmek istiyor insan. hele bir de insanın sevgilisi işini gücünü bırakıp eliyle beslemek üzere çıkıp da eve gelirse, değmeyin keyfine.. keyfime yani..
sevgiliden gelen ilgi, elle pattis yedirilmesi felan, bunlar güzel şeyler. insanın içini gülümsetiyor..
tabii olan bu haftaki planların tamamına oldu, hepsini iptal etmek zorunda kaldık. maç izleme, davul dersi, çalışma, dalma, her biri sizlere ömür.. ense yapma, tv izleme, evde takılma ise bir numara oldu.. bu sefer de böyle olsun nolacak ki..
neyse, şimdi iyileştim.. önümüzdeki günler daha güzel geçer umarım.. aa aklıma gelmişken şu çamlıca şeysini bir ariyim bakiyim..
ama hasta olan ben olunca işin rengi değişiyor tabii. ilgi beklemek, sarılınmak, iyileştirilmek istiyor insan. hele bir de insanın sevgilisi işini gücünü bırakıp eliyle beslemek üzere çıkıp da eve gelirse, değmeyin keyfine.. keyfime yani..
sevgiliden gelen ilgi, elle pattis yedirilmesi felan, bunlar güzel şeyler. insanın içini gülümsetiyor..
tabii olan bu haftaki planların tamamına oldu, hepsini iptal etmek zorunda kaldık. maç izleme, davul dersi, çalışma, dalma, her biri sizlere ömür.. ense yapma, tv izleme, evde takılma ise bir numara oldu.. bu sefer de böyle olsun nolacak ki..
neyse, şimdi iyileştim.. önümüzdeki günler daha güzel geçer umarım.. aa aklıma gelmişken şu çamlıca şeysini bir ariyim bakiyim..
14 Ağustos 2009 Cuma
Cuma the mübarek!

Çalan müziğin iki katı bir tempoda dans ettik, travmatik bir kına gecesi atlattık, her türlü geleneği yerine getirdik, anneler üzülmesin diye incili yatak örtüsü bile aldık. Şimdi evdeyiz ya çok geride kaldı gibi herşey. Ara ara çekmeceleri açınca hatırlıyorum bu süreci. Ne kadar ağır geçmiş olsa da şimdi düşününce "çok da kötü değildi be" diyorum kendi kendime. Üstelik şimdi çok güzel geçiyor vakit, hep birlikteyiz, zaman, mekan derdi yok.
Çok şükür yani, değdi!
Bu blogda ne paylaşabilirizden önce kimle paylaşıyoruz ulen diyorum kendi kendime. Kim okuyacak burayı. Söyleriz artık bazı arkadaşlarımıza ne edelim :) Yoksa sen bana ben sana da eğlenceli olur tabii ama başkaları da okusa yorum yazsa falan fena mı olur :)
Şu an karşımdaki zilli sürekli ayağını yere vuruyor, sinirimi bozdu. Daha fazla yazamıcam, sorry.
Ve thank god it's friday!!!!
13 Ağustos 2009 Perşembe
Neden blog?
Kısa bir süre önce aldığımız her şeyi birleştirme kararı üzerine açıldı bu blog. Başlangıçta tam bunu kastetmemiştik aslında ama ortak hesap açamayınca ortak blog açmaya karar verdik, sanki iyi gibi de oldu.
Ne biçim de kelimeler bir araya geldi..
Ne biçim de kelimeler bir araya geldi..
Merhaba
Umud ediyorum ki güzel bir blogumuz olacak!
ayheyt & hobele gururla sunacak!
işallah, dinimiz, amin!
ayheyt & hobele gururla sunacak!
işallah, dinimiz, amin!
Kaydol:
Yorumlar (Atom)