eskiden annem salonun ortasında eline bir bıçak alır, tersiyle halıyı kesiyormuş gibi yapardı. halıda çarpılar çizerdi yalandan. sonra sor derdi ne kesiyorsun diye. sorardım "ne kesiyorsun?", "göz edenlerin gözünü kesiyorum." ("kes gitsin de" derdi..) "kes gitsin". ve sonra tekrar, "ne kesiyorsun?", "göz edenlerin gözünü kesiyorum", "kes gitsin". sürer giderdi, bıkana kadar ikimizden biri. aile üzerindeki gözleri, nazarları savuştururduk böylece. inanır mıydım bilmiyorum. oyunu hoşuma giderdi. annemin inanıyor görünmesi de hoşuma giderdi sanırım.
neden şu sıralar annemi düşününce içim lime lime doğranıyor acaba? çevremdeki insanların ebeveynleri vefat ediyor ara ara. tesellisi olmayan bir durum. her defasında benim başıma gelirse naparım diye endişeleniyorum. ve bazen, en çok da şu sıralar, yaşayabileceklerimizin hiçbirini yaşamadan bırakıp giderlerse bizi diye boğazımı düğümlüyorum. artık görme, birlikte vakit geçirme imkanımız varken bunu asla ertelemeyeceğim diyorum kendime. sonradan pişman olurum diyorum. hiçbirşey daha kıymetli değil diyorum. ama birlikte geçirilen zamanların da tadını alamıyorum. bir garip muamma bu aile ilişkileri, çözebilen beri gelsin, beni de aydınlatsın.
neyse, iç karartmıyım şimdi. anı yakalamamız lazım di mi? geçmiş, gelecek hepsi yalan dolan, önemli olan şu an. tekrarı olmayan bu an işte.
bazen de kıskanıyorum, annemin benim boşluğumu başkalarıyla doldurma ihtimalini.. bu anne sevgisi ne acaip ya! insan annesini mi daha çok sever çocuğunu mu diye sordu bir arkadaş geçen gün. bilmiyorum valla, ben annemi seviyorum. annem beni, anneannem annemi. ben anneannemi. sevgi kelebeğiyiz belki de. sevmek güzel be. anneannem o gün ziyaretine gittiğimizde ayrılırken "yaşıycam, sizler için yaşıycam" dedi. insan ne hissedeceğini şaşırıyor, benimse anında gözlerim doluyor. ona birşey olacak diye ödüm kopuyor. olumlu düşün olumlu olsun di mi? di..
26 Ekim 2009 Pazartesi
19 Ekim 2009 Pazartesi
azar coşar deli gönül bu gözler ah neler görür..

Bugün eve gelirken benimle birlikte otobüs ve minibüs duraklarına doğru yürüyen insanlara baktım. Onları izlemeye başladığımda durduğumu hissettim. O kadar aynıydık ki göreceli olarak baktığımda hareket etmiyordum. Hepimiz aynı hızda, aynı büyük adımlarla, aynı odağa kitlenmiş olarak hareket ediyorduk. Bağıl hız denen şey işte, durduğumu sandım.
Aslında herkes kendini biricik sanıyor. Gerçekten de biricik tabii. Ama pek çok açıdan da aynıyız. Sabah serviste giderken yoldaki arabalara baktığımda da bunu düşünüyorum, akşam eve dönerken etrafıma bakındığımda da. Benzer hayatları farklı koşullarda yaşayan insanlarız biz. Bu şehirde veya dünyanın öbür ucunda. Hiç farketmez. Biyolojik ortaklığımız bizi birleştiriyor. Aynılaştırıyor.
Kimi insan ise kendini ayrı sanıyor. Ben onlar gibi düzenli bir hayat sürmüyorum diyor misal. Oysa ki düzensizliğinde bile bir düzen olduğunun farkına varamayacak kadar kör.
Benim aklıma gelen bir düşünce kim bilir kaç milyon insanın daha aklından geçti şimdiye kadar. Benim küçük hesaplarımı kimler yapmadı ki daha önce. Ve sonrasında da yapacak elbet. Dönüp dolaşıp aynı şeyleri mi yaşıyoruz biz? Daha önce yaşanmış bir hayat mı bu benimkisi acaba? Yoksa sıfır kilometre ve ilk yaşayan ben miyim bunu? Arabanın ikinci eli düşüncesine bile yeni yeni ikna olmuşken hayatımın ikinci el olduğu düşüncesine ne kadar olumlu bir tepki verebilirim inanın bilmiyorum. Öğrenmek de istemiyorum.
16 Ekim 2009 Cuma
Ah o gemide ben de olsaydım!

Bu hafta itibariyle bizim gemi yine arızaya gitti. Bu sefer adres Corsica. Eğitim de iptal yine yeniden. Cezalı biletleri, ertelenmeye çalışan sigortaları, elde kalan harçları ne kadar daha çevirebileceğiz merak ediyorum. İşin güzel yanı gitmemi istemeyen sevgilimin yanında kalıyorum yine. Yani gitmek zaten zor her koşulda. Belki bir gün beraber gider, ah o gemide ben de olsaydımı söylemek zorunda kalmayız.
13 Eylül 2009 Pazar
geç oldu güç olmadı..

bisiklet kariyerim başlar başlamaz son buldu. ne güzel bu haftasonu sarapci ailesiyle sahilde bisiklete binecektik. yağmur yağdı diye olsa gerek hiç sesleri çıkmadı. organizasyon da yapmadılar. oysa bu sabah mesela yağmur yok gibiydi. gerçi benim 2de çalışmam vardı ama olsun. kışın zor zaten bisiklet meselesi. neden yazın sonunda öğrendim şu mereti sanki? biraz daha erken öğrenseydim de azıcık kullansaydım fena mı olurdu :(
umarım gelecek yaza kadar unutmam. şuraya not edeyim de nasıl kullandığımı unutmayayım. kalkış en zor kısmı. kalkar kalkmaz ilk çevirmeleri hızlı yapman gerekiyor ki dengeyi bulabilesin. kalktıktan sonrası nispeten daha kolay. tek kritik şey yavaşlamamak. durmaya çalışınca dengeni kaybetmen an meselesi oluyor. o yüzden de hızını ortalama hızda tutmakta fayda var. tabii el sürekli frende olacak, her an önüne başka bir bisiklet, yaya, araba, at, köpek,vs çıkabilir. zıbırt diye uçmamak için hem ön hem arka frenleri birlikte sıkmakta fayda var. ve en önemlisi, salakça bence ama, düşmek üzere olduğun tarafa direksiyon kırarak düşmekten yırtıyorsun. bu gerçekten çok mantıksız geliyor ama maalesef böyle. bunu da becerebilince bacağa kuvvet, pedalı çevire çevire gidebilirsin artık.
yürü ya kulum..
çok eğlenceli ve yorucu bir olay bisiklet. bisikletle dünya turu falan yapıyor ya insanlar. bana çok mantıksız gelirdi, ne gerek var falan diye. şimdi daha mantıklı geliyor. benim de bisiklete atlayıp bir dolu yol gidesim var açıkçası. dura kalka, mola vere vere. neden olmasın? belki bir gün bisikletle avrupa turuna çıkarız beyimlen. ya da avrupada bisiklet turuna. ki bu daha mantıklı olurdu sanki..
havalar düzelir düzelmez bir ada turu daha yapalım da pekiştireyim. ekimde, kasımda, bir cumartesi olur heralde günlük güneşlik ha..
not: resimdeki walkin bike imiş, çok güzel. benim olsun. ama nasıl kullanılır bilemiyorum tabii.
ev işleri gönül işleri..
misafir gelmese evi temizleyeceğimiz yok. o yüzden sık sık alamasak da arada bir misafir gelmesi, evimizin çöp ev olmasını engellemek açısından faydalı oluyor. ilk kalabalık misafirlerimizi dün ağırladık. annemler. toplam yedi kişiydik. bizim için yedi kişi bayağı kalabalık demek. bunu anneme söyleyince annem gülüyor. tabii, yıllar içinde ne kalabalık misafirler ağırladı. ileride ben de dönüp kendime bakıp güleceğim muhakkak..
ana yemeğe pek güvenemediğim için yan yemekleri biraz abartmışım sanırım, abartmışız yani. menüyü ben oluşturdum gerçi ama ayheyt de, "dur ya, amma abartmışsın" demedi bana. yaptıkça yaptık. yoğurtlu havuç, semizotu, salata, patates salatası, zeytinyağlı patlıcan, şehriye çorbası, pilav, fırın köfte ve bilimum kahvaltılıklar. iftara misafir alınca ister istemez kahvaltıya da misafir almışsın gibi oluyor. çok abartmadık gerçi ama peynirdi, reçeldi.. eksik yoktu kanımca.
sabah 10da başlayan macera, gece 11de son buldu. sabah kalktığımda fena bir sırt ağrısı. en komiği de misafirle muhabbet bir yere kadar. üstelik onlar ailem olunca. yine tvye kitlendi tabii herkes. televizyon, üzerine konuşulabilecek ortak birşey yaratıyor. dizideki gerzek bir çocuktan, bir reklamdan veya bir yarışmadan muhabbet açma imkanı doğurabiliyor. öte yandan, çok derin sessizliklere de sebep olabiliyor.
annemin halleri enteresandı. mutfakta bulunduğu önerilere getirdiğim, eleştirme, çık mutfağımdan kadın tepkilerimi anlayışla karşılaması bir yana iki dakika sonra içeri gelip, "ama senin yanında olmak istiyorum, ağzımı açmıcam" demesi ve beş dakika sonra, "hobele, pilav yağsız görünüyor, tereyağın var mı, azıcık yağ tavlayalım üzerine" demesi.. sonra bilimum baza altı araştırmaları, seccadeydi, danteldi, o nerde bu nerde muhabbetleri.. annem alem kadın, canım benim..
huysuz abim sayesinde tam işler bitmiş, meyvamızı yemiştik ki, kalkıp gittiler. bizim evde geçirilen zamanı boşa geçirilmiş olarak gördüğünden olsa gerek bir an önce evine koşmak istedi. bizimkileri de peşinden sürükledi mecbur.. neyse, bir dahaki sefere artık..
hazır ev temizken birkaç misafir daha gelse fena olmayacak. bu haftaiçi iki akşam boş, o iki akşamdan birine bizim kızları falan çağırsam diyorum, bakalım. sonra ankara'ya gidicez. bayram dönüşüne kalacak, ev kirlenir, yine temizlikle geçer bir koca gün. ya da kadın tutarız artık, uğraş uğraş nereye kadar..
6 Eylül 2009 Pazar
31 Ağustos 2009 Pazartesi
düdüklülü gerilim filmi
düdüklü tencere ile yeni maceralara adım atıyoruz. yeni hedefimiz kuru fasulye yapmaktı, sonuç 8 tane hariç başarılı bir çalışma oldu. 8 tane fasulyecik bembeyaz kalmıştı. Diğerleri ise gayet gazman yapacak kıvamda pişmişlerdi.
Ne zaman düdüklüde bir yemek yapıyor olsak gözümün önünde bir patlama sahnesi oluyor. Düdüklü patlar, boooffffffffff, ve içindeki her neyse tavana, dolaplara, oraya buraya sıçrar, bir miktar da etrafındaki biz şahısların canını acıtır. Can acısından çok olayın gürültüsü ve dağınıklık şoka sokar bizi, kalakalırız.
Ben zaten korkak köfte, düdüklü pıs dese koşarak mutfaktan çıkıyorum. Patlasa heralde kadıköye ışınlarım kendimi.
Çok şükür şimdilik başımıza birşey gelmedi, 3 girişimimiz de başarılı sonuçlandı. Bundan sonrakilerde de bir aksilik çıkmayacağını umuyorum.
Ne zaman düdüklüde bir yemek yapıyor olsak gözümün önünde bir patlama sahnesi oluyor. Düdüklü patlar, boooffffffffff, ve içindeki her neyse tavana, dolaplara, oraya buraya sıçrar, bir miktar da etrafındaki biz şahısların canını acıtır. Can acısından çok olayın gürültüsü ve dağınıklık şoka sokar bizi, kalakalırız.
Ben zaten korkak köfte, düdüklü pıs dese koşarak mutfaktan çıkıyorum. Patlasa heralde kadıköye ışınlarım kendimi.
Çok şükür şimdilik başımıza birşey gelmedi, 3 girişimimiz de başarılı sonuçlandı. Bundan sonrakilerde de bir aksilik çıkmayacağını umuyorum.
27 Ağustos 2009 Perşembe
akşamları için yaşamak..

bence böyle olmamalı. gün içinde akşam yapacağı şeyleri düşünerek yaşamamalı insan. tamam, işyerinde yaptığı şeylere prim vermiyor olabilir, işyerinde mutsuzluktan ölüyor olabilir, artık kimsenin yüzünü bile görmek istemiyor olabilir ama yine de akşam yaşayacağı 4-5 saatin hesabını yaparak hayata tutunmamalı.
akşam yapacağım şey ne olursa olsun beni heyecanlandırıyor. biriyle buluşacak olmak, çalışmaya gidecek olmak, eve dönecek ve evde vakit geçirecek olmak, sevgiliyle buluşacak olmak.. hepsi 8-5 zamanımdan daha kıymetli gözümde. ama bu anı değersizleştirmek işi iyice çekilmez kılıyor. ne olacak da burası çekilir ve çekici bir hale gelecek, bunu ise hiç bilemiyorum.
öte yandan akşamı yaşıyorsun bitiyor, saat 12yi vurduğunda kafanı yatağa koyuyorsun, sonra gözünü açıyorsun 6da. bu mudur yani? uykudan nasipleneceğim hepi topu bu altı saat midir? yetmesi gerekiyorsa eyvallah ama yetmiyor işte. her daim uykusu olan bir insana dönüştüm. ama neden?
esneye esneye iş yapmaya başlayayım bari.. hafta da bitiyor neyse ki, azcık kaldı..
26 Ağustos 2009 Çarşamba
araba sevdası*
Hiç araba özlemi duymadım ben. Bir arabaya hiç sevdalanmadım mahallenin renkli parlak kağıtlarda prototip resimleri biriktiren janti bebeleri gibi. 90'lar bittikten sonra araba dergileri almayı bırakıp masaüstüne duvar kağıdı olarak araba koyanlarla da aram çok iyi değildi. Akşamları yemekten sonra babaları tv karşısında uyuklarken kimseye çaktırmadan arabayı kaçıran yeni yetmeler gibi araba kullanmak için yanıp tutuştuğum da olmadı bu yaşıma kadar. Bir ara Turbo sakızlardan çıkan kağıtları biriktirdim, güzel güzel NFS oynadım, iyi çarpışan araba kullandım hepsi o. Annemle babamın da ben büyüyene kadar hiç arabası olmadı. Bunu belki de fazla kanıksadığımdan içimde araba sevgisi büyümedi, güdük kaldı.Ama işte dünyam değişti. Eski semtimin bir arabanın zor geçtiği sokaklarından uzaklaşıp, otoparkı olan ve tenha sokaklı yeni evimize taşınınca bana bir haller oldu. Bir iki haftadır içimdeki araba isteği had safhaya ulaştı. Devamlı etraftaki arabaları kesiyor, hepsini de beğeniyorum. Ford'un Fiesta'sı, VW'nin Polo'su, Honda'nın Jazz'ı, yine Ford'un Focus'u, yine Honda'nın Civic'i. Yılların toplu taşıma kullanıcısı, "ev almadan araba almak çok saçma yahu" cümlesinin savunucusu olarak kendime dahi şaşıyorum ama kısa sürüyor, insan dediğin kıçının keyfine düşkündür. Bir de karşıdan akşam gezmelerinden dönerken hadi karıcım metrobüse binelim diyebilmek zor kardeşim. Ben markaları ve modelleri biraz daha inceleyeyim. Fotoğraf makinesi almak için bir yıllık araştırma yaptığıma göre araba için de bir süre kapanmam gerekecek. Dizeli, benzinlisi, ikinci eli, hatasızı derken fazlaca mesai yapmak şart gibi. Özlü bir sözle de bitireyim:
"Ayağımızı yerden kessin yeter"
ps: bir de güvenli olsun, az yaksın, parkı kolay, bagajı dünyayı alan, bastık mı vınlayan, dur dedik mi donakalan, ikinci el olup da fazla kilometre yapmayanından arıyorum. evet araba, burayı okuyorsan seni arıyoruz, gel bize.
*Roman. Recaizade Mahmud Ekrem,1889
21 Ağustos 2009 Cuma
hastalıkta sevgili.. hastalıklı sevgili..
hasta olmak cidden etrafa çok zarar birşey bence.. hasta insan ve hasta insanın halleri beni hiçbir zaman cezbetmedi şimdiye kadar.
ama hasta olan ben olunca işin rengi değişiyor tabii. ilgi beklemek, sarılınmak, iyileştirilmek istiyor insan. hele bir de insanın sevgilisi işini gücünü bırakıp eliyle beslemek üzere çıkıp da eve gelirse, değmeyin keyfine.. keyfime yani..
sevgiliden gelen ilgi, elle pattis yedirilmesi felan, bunlar güzel şeyler. insanın içini gülümsetiyor..
tabii olan bu haftaki planların tamamına oldu, hepsini iptal etmek zorunda kaldık. maç izleme, davul dersi, çalışma, dalma, her biri sizlere ömür.. ense yapma, tv izleme, evde takılma ise bir numara oldu.. bu sefer de böyle olsun nolacak ki..
neyse, şimdi iyileştim.. önümüzdeki günler daha güzel geçer umarım.. aa aklıma gelmişken şu çamlıca şeysini bir ariyim bakiyim..
ama hasta olan ben olunca işin rengi değişiyor tabii. ilgi beklemek, sarılınmak, iyileştirilmek istiyor insan. hele bir de insanın sevgilisi işini gücünü bırakıp eliyle beslemek üzere çıkıp da eve gelirse, değmeyin keyfine.. keyfime yani..
sevgiliden gelen ilgi, elle pattis yedirilmesi felan, bunlar güzel şeyler. insanın içini gülümsetiyor..
tabii olan bu haftaki planların tamamına oldu, hepsini iptal etmek zorunda kaldık. maç izleme, davul dersi, çalışma, dalma, her biri sizlere ömür.. ense yapma, tv izleme, evde takılma ise bir numara oldu.. bu sefer de böyle olsun nolacak ki..
neyse, şimdi iyileştim.. önümüzdeki günler daha güzel geçer umarım.. aa aklıma gelmişken şu çamlıca şeysini bir ariyim bakiyim..
14 Ağustos 2009 Cuma
Cuma the mübarek!

Çalan müziğin iki katı bir tempoda dans ettik, travmatik bir kına gecesi atlattık, her türlü geleneği yerine getirdik, anneler üzülmesin diye incili yatak örtüsü bile aldık. Şimdi evdeyiz ya çok geride kaldı gibi herşey. Ara ara çekmeceleri açınca hatırlıyorum bu süreci. Ne kadar ağır geçmiş olsa da şimdi düşününce "çok da kötü değildi be" diyorum kendi kendime. Üstelik şimdi çok güzel geçiyor vakit, hep birlikteyiz, zaman, mekan derdi yok.
Çok şükür yani, değdi!
Bu blogda ne paylaşabilirizden önce kimle paylaşıyoruz ulen diyorum kendi kendime. Kim okuyacak burayı. Söyleriz artık bazı arkadaşlarımıza ne edelim :) Yoksa sen bana ben sana da eğlenceli olur tabii ama başkaları da okusa yorum yazsa falan fena mı olur :)
Şu an karşımdaki zilli sürekli ayağını yere vuruyor, sinirimi bozdu. Daha fazla yazamıcam, sorry.
Ve thank god it's friday!!!!
13 Ağustos 2009 Perşembe
Neden blog?
Kısa bir süre önce aldığımız her şeyi birleştirme kararı üzerine açıldı bu blog. Başlangıçta tam bunu kastetmemiştik aslında ama ortak hesap açamayınca ortak blog açmaya karar verdik, sanki iyi gibi de oldu.
Ne biçim de kelimeler bir araya geldi..
Ne biçim de kelimeler bir araya geldi..
Merhaba
Umud ediyorum ki güzel bir blogumuz olacak!
ayheyt & hobele gururla sunacak!
işallah, dinimiz, amin!
ayheyt & hobele gururla sunacak!
işallah, dinimiz, amin!
Kaydol:
Yorumlar (Atom)
